Osmanlı'da Seks

Osmanlı cinsellik metinleri... 

Öncelikle şunu belirtmemiz gerekli: Bu kitapta yeralan metinlerin hiçbiri bize ait değil. Bunları biz yazmadık, sadece bugüne kadar ele alınmayan cinsellikle ilgili Osmanlıca yazmaların bazı bölümlerini, bugünün diline çevirip naklettik. Yüzlerce yıl önce söylenmiş, yazılmış, çizilmiş konulardı bunlar... 

Ve en önemlisi, hepsi "bizim" öykümüzdü. Ama günümüzde her nedense üzerlerinde pek durulmamış, incelenmemişlerdi..

Okuyucuyu dedelerimizin, büyük dedelerimizin, hatta nesiller önceki atalarımızın okuyup zevk aldığı cinsel metinlerle başbaşa bırakmadan önce tekrar söyleyelim... 

Kitapta yeralan metinler ve anlatılan olaylar, bazı çevrelere aykırı gelecek olsa bile yüzyıllar öncesinden günümüze kadar uzanan bir geleneğin halkalarıdır ve "bizim" öykümüzdür. 

Murat Bardakçı Teşvikiye, 1992 

"...YAZIN AVRATLARA, KIŞIN OĞLANLARA..." 

"...Yaz olunca avratlara, kışın oğlanlara meylet ki, vücutça sağlam olasın. Zira oğlan teni sıcaktır, yazın iki sıcak bir araya gelirse vücudu bozar. Avrat teni ise soğuktur, kışın iki soğuk vücudu kurutur...". 

* "...Kız Softa yani Ürgüplü İsmail Zalpaşa Medresesi'nde hemşehrisi Dağlı Hüseyin nam pelide (...) misafir olup, üçüncü gece o zalim dağlı herif hemşehri oğlancığa fiili livataya mübaşeret eyledikte (girişince) maslahatı begayet kebir (çok büyük) olmakla Molla İsmail kan-revan bihuş (....) oldukta (olunca), gaddar herif işini tamam görmüştür...". 

* "...Bil ki, avratların inzal alâmetleri (boşalma belirtileri) şunlardır ki, gözleri süzülür ve er yüzüne bakmaya utanır ve alnı terler ve göğsü titrer ve ere berk (sıkı) yapışır. Ve bil kim avrat ile erin inzali bir olursa, büyük lezzet bulurlar. Ve yine bil ki, avrat ile erin menileri birbirine karışacak olursa, aralarında muhabbet çok olur...". 

* "...Erkek hatunun üstüne çıka ve uyluklarını kaldıra. Tamam oynayıp memelerini sıka, sonra fercini sıkıp zekerini ovalayıp ikbal geldikte zekerini ferci içine idhal eyleye. Sonra, meni döke. Amma avrat üste çıksa, meni güç dökülür, safası az olur ve zeker içinde meni kalır ve içinde kurur ve mesaneyi fasid eder (bozar) ve mesanede emraz (hastalık) hasıl olur...". 

* Bu ifadeler, günümüz yazarlarından birine ait olsa neler neler söylenirdi... Şöyle bir tahmin etmeye çalışmak bile, insanı ürkütüyor...

Ama neyse ki, yukarıdaki örnekler, günümüzden daha önce, hem de yüzlerce yıl önce yazılmış kitaplardan seçildi. 

Taaa Osmanlı döneminde, hatta Osmanlı'nın da ilk döneminde, 16. ve 17. yüzyıllarda kaleme alınmış eserlerden alındı. "Muzır" veya "müstehcen" gibi kavramların olmadığı, cinsellik konusunda istenen her şeyin serbestçe yazıldığı bir dönemin örnekleri bunlar. 

Osmanlılar döneminde "edebiyat" denince akla gelen divan şiirinde, bunun ezgisel uzantısı olan ve günümüzde "Klasik Türk Musikisi" diye adlandırılan müzik türünde bestelenmiş söz eserlerinde, düzyazılarda, tarihî kaynaklarda, minyatürlerde, cinsellik öğelerine bol bol rastlanır. 

Cinsellik, Türk edebiyatının sadece Osmanlı döneminde değil, hemen her devresinde ve her biçimde kullanılmış bir olgudur. Edebiyatın ilk örneklerinden olan tarihî destanlara, bilinen ilk Türk sözlüğü Divanı Lügatü'tTürk'e, yine yüzyıllar öncesinin masallarından halk edebiyatının çeşitli formlanna kadar, zengin konular oluşturur. 

Ancak iki konuyu birbiriyle karıştırmamak gerek: 

İçerisinde cinsel unsurların geçtiği metinlerle sadece cinselliği konu alan eserleri... 

Bizim için daha önemli olanı, bu ikincisi... 

İleride tam metinlerini vereceğimiz Bahnameler, dellaknameler, "evlileri irşad" kitapları... "Cima" ve "vuslat"...

Cinsel metinlerde sürekli kullanılan iki kelime vardır: 

"Cima" ve "vuslat". İkisi de Arapçadır. 

İlki "cinsel birleşme", öteki "kavuşma" anlamına gelir.

"Kabusname", cimayı konu olarak işleyen kaynakların en eskilerinden biri. 1082 yılında, Ziyaroğulları'ndan Emir Keykavus tarafından yazılmış Farsça ansiklopedik bir eser. İçerisinde ne ararsanız var. 

Hamamda yıkanma usullerinden at cinslerine, tarladan fazla ürün alma yollarından tüccarlığa kadar, günlük hayatta karşılaşılacak hemen her konu işleniyor. 

Kitabın "Cimada faidelisi ve ziyanlısı hangisidir, onu beyan eder" yani "Cimanın iyisi ve kötüsü hangisidir, onu anlatır" başlıklı 15. bölümü, cinselliği konu alıyor. 

Kabusname, 15. yüzyılın ilk yarısında Mercimek Ahmet tarafından Türkçe'ye çevrilmiş ve taşıdığı büyük "önemden" dolayı, dönemin hükümdarı İkinci Murat'a sunulmuş. 

Edebiyat bilgini Orhan Şaik Gökyay tarafından yıllar önce "Devlet kitapları" serisinden yayınlanan Kabusname'nin sözkonusu 15. bölümü, bugünün diliyle şöyle: 

"...Ey oğul şöyle bil ki, cima etmek dünyanın lezzetlerinden ulu bir lezzettir. Ama bunun lezzetine aldanıp çok meşgul ma ki, vücudunun temeli gedik almasın. Eğer kendini yenemezsen bari sevdiğinle cima et ki, sevgin zarar görmesin. Zira sevgi sıcak, cima soğuk bir harekettir. Şüphesiz ki soğuk, sıcağı bozar. 

Arzunu sevdiğinle de yenemezsen, bari serhoşken cima etme. Zira cima sırasında zihinde bir tad meydana gelir. Eğer zihinde şarabın doğurduğu düşünceler varsa, kişi ne cima ettiğini bilir, ne de lezzetini alır. Ama çaresiz kalırsa mahmur olduğu sırada cima etmeli ki, zevkini anlasın. O da günde bir kere gerek. Kişinin, bulduğunca bunamaması gerek. Yani ele geçirdiğinde iş buymuş dememek gerek. 

Her ele geçirdiğinde cima etmek, havyanların işidir. Hayvanlar vakitli, vakitsiz nedir bilmezler. Ne zaman ellerine geçirseler, yaparlar. Demek ki insan olanın zamanı gözlemesi gerek. Böylece insanla hayvan arasında ne fark olduğu bilinir ve "Bu insandır, bu hayvandır" denir. 

Ve ondan sonra:. Hizmetkârlar iki türlüdür. Yani karın ve cariyen. Meylin daima bunlardan birine olmasın, yoksa ikisinden biri sana düşman kesilir. Her ikisini beraber gözetirsen, hem karının hem de cariyenin hizmetinden iki kat zevk alırsın. 

Cimanın çoğu zararlı olduğu gibi, azı da zararlıdır dedik. Herşeyin orta kararı hoştur. Sıcak günde, sıcak hamamda ve sert soğukta yapılan cima, özellikle yaşlılara büyük zarar verir.

İlkbaharda cima çok hoştur ve her bünyeye uygundur. Çünkü ilkbahar ılımlı bir mevsimdir, ılımlı havada çeşmelerde ve pınarlarda su çok olur, alemde hoşluk ve rahatlık artar. Büyük alem böyle olup sular çoğalınca, küçük alem olan bedenimizde kan fazlalaşır ve şehvet de çoğalır. Şehvet arttığında cima safalı olur, zarar vermez. 

Görmez misin ki damarda kan fazlalaştığında kan aldırmak nasıl faydalıdır? 

Damarlar boş olduğunda kan aldırmak nasıl zararlıysa, belde meni olmadığında yapılan cima neye yarar? 

Ve eğer kan aldırmak istersen, çok sıcakta ve çok soğukta aldırma. Kan artarsa, sakinleştirmeye çalış. Uygun şaraplar ve yemekler ye. Miden tok olduğunda daha fazla yeme, usanınca da cima etme. 

Yaz olunca avratlara meylet, kışın oğlanlara ki, vücutça sağlam olasın. Zira oğlan teni sıcaktır, yazın iki sıcak bir araya gelirse vücudu bozar. Avrat teni ise soğuktur, kışın iki soğuk vücudu kurutur...".

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DOSTLUĞUN ÖLÇÜSÜ

Hayatınız, Seçtiğiniz Kadındır

KOLTUK DEĞNEĞİNDEN DÜNYA REKORLARINA