Ben zamanla akarım. Bir kum gibi akarım, bir su gibi ve ben zamanla birlikte, zaman gibi bir boşluğa akarım. Zamanın eli, abanoz renkli bir oymacının eli gibi küçük keskisiyle dolaşır üstümde, bir çocuk yapar, bir delikanlı yapar, bir ihtiyar yapar; her seferinde biraz daha azalarak şekilden sekile girerim ve vahşi ve kaprisli bir eldeki bir dal parçası gibi her şekil değiştirdiğimde ayaklarımın dibinde hatıra denen, bana hem çok yakın hem çok uzak, hem çok bildik hem çok yabancı, esrarlı ve kı-mıldak bir toz yığını birikir. Ve hatıralar çoğaldıkça ben eksilirim. Durmadan, durulmadan, hiç oyalanmadan, oyalana-madan, geçmiş ve gelecek denen iki cam kürenin 'an' denen ince boğumundan geçerim; an, oymacının elinin bedenime değdiği yerdir, keski darbelerinin sızıyla hissedildiği yer, geleceğin biteviye geçmişe döndüğü, geçmişin çoğalıp geleceğin azaldığı yer. Bir kum saati gibi ben kendi geçmişime akarım. Bazen bir aşkla, bazen bir ihanetle, bazen vuslatı olmayan bir ayrılışla, sız...
Yorumlar
Yorum Gönder