Abdullah Çatlı'yı, yaşadıklarını kardeşi Zeki Çatlıdan okuyunuz


Abdullah Çatlı'yı, yaşadıklarını kardeşi Zeki Çatlıdan okuyunuz

3 Kasım 1996'da Susurluk'ta meydana gelen trafik kazası ile
"Pandora'nın Kutusu' açıldı. Yıllarca aranan Abdullah Çatlı, Mehmet
Özbay
kimliği ile DYP Milletvekili Sedat Bucak'a ait bir arabada
ortaya çıktı, ancak ölmüştü. Çatlı ardında yüzlerce soru işareti
bıraktı.

Abdullah Çatlı'yı, yaşadıklarını kardeşi Zeki Çatlı ile konuştuk.

ZEKİ ÇATLI KİMDİR?

Susurluk'ta meydana gelen kazada hayatını kaybeden Abdullah Çatlı'nın
kardeşi. Abdullah Çatlı'dan üç yaş küçük. Nevşehir'de 1959 yılında
doğdu. 

1980 yılında Ankara Hukuk Fakültesi'nde öğrenimine başladı.
Babası Ahmet Çatlı'nın felç olması, ağabeyi Abdullah Çatlı'nın da
yurtdışında olması sebebiyle öğrenimini tamamlayamadı.

Babasına ait oto lastik bayiliğinin başına geçti. Daha sonra İpragaz
LPG bayiliği
yaparken, 12 Eylül yönetimince tutuklandı. Konya Dutlukır
Sıkı Yönetim Cezaevi
'nde 2 yıl kaldı. Hakkında beraat kararı verilmesi
ile tutukluk hali sona erdi. Ülkü Ocakları'nda ve MHP'de çeşitli
görevler üstlendi. 

1990-1995 yılları arasında Skoda Otomobilleri Nevşehir Bölge Baş Bayiliği yaptı. Zeki Çatlı, evli ve 2 çocuk babası. İngilizce biliyor.

ÜLKÜCÜLERİN İDAMINI AĞABEYİM DURDURDU

Kırmızı bültenle aranan Abdullah Çatlı, 1983'te Fransa'da 'devlet
temsilcileri
' tarafından ziyaret edildi. O gün Çatlı'ya, Kenan Evren
destekli ASALA operasyonu için teklifte bulunuldu.

Çatlı'ya "Teklifimizi kabul etmek için bizden ne istersin?" diye
soruldu. Çatlı, MHP lideri Türkeş'in serbest bırakılmasını ve
ülkücülerin idamının durdurulmasını istedi. Pazarlık uzun sürmedi. Kısa
süre sonra Çatlı devletin ASALA operasyonu için tahsis ettiği Hasan
Kurdoğlu
adına düzenlenmiş pasaportla Türkiye'ye geldi.

Susurluk kazası sizin için ne ifade ediyor?

3 Kasım 1996 öncelikle Çatlı ailesi, daha sonra Nevşehir'liler, daha
genişlettiğimizde Türk Milleti, milliyetçiler, ülkücüler için büyük ve
acı bir kaybın yaşandığı gün. Ayrıca Türk Devleti'nin ve Türk
Milleti'nin hainlerine ve düşmanlarına karşı önemli bir refleksinin
yok edildiği tarihtir. Başsağlığı için gelen bir misafirin dediği
gibi, istihbarat terazisinin tersine döndüğü tarihin başlangıcıdır.

Kaza haberini nasıl aldınız?

Haluk Kırcı, Drej Ali, ağabeyimin şoförü Habib gibi dostlarımızın
telefonla aramasıyla pazar akşamı saat 19.30-20.00 sıralarında
öğrendim. 'Ağabeyi kaybettik' dediler. İnsanın o an başı dönüyor.

18 yıl kaçak yaşadı

Çatlı yurtdışına nasıl kaçmıştı?

1978 sonundan 1996'ya kadar. 18 yıl kaçak yaşadı. Kaçak olduğu ilk
yıllarda İstanbul'a yerleşti ve kamufle oldu. Bu arada ağır suçla
arandığı için başta ben olmak üzere birçok dostu yurtdışına çıkmasını
istiyorduk. Buna direniyordu. "Önce arkadaşlarım" diyordu. Her bir
arkadaşı için canını verebileceğini bizzat bana söyledi. Dediği gibi
de yaptı. Önce arkadaşlarını kaçırdı. Bunlar içinde Mehmet Ali Ağca da vardı. Kendisine sıra gelmedi. İhtilalden 5-6 ay sonra bir gemiyle kendi gayretleriyle yurtdışına kaçtığını duyduk.

Avusturya'ya gitti...

O zamanlar en rahat Avusturya idi. İlk etapta oraya gitti. Daha sonra
İngiltere'ye gitmeyi denediğinde yakalanıyor. Kimliğini ve bütün
parasını tamamen alıyorlar. İki polisle birlikte demiryoluyla
Türkiye'ye iade edilmek üzere gönderiliyor. Yugoslavya'da iki polisi
yanıltıp hareket halindeyken trenden atlayarak kaçıyor. Hiç parası ve
kimliği yokken 5 yıldızlı bir otele yerleşiyor. Almanya'dan
arkadaşlarını çağırmış. O Almanya'ya dönerken, iki polis Türkiye
yolundaydılar.

'Kumaşını biliyoruz'

Orada nasıl hayat sürüyordu?

Dolaşım zorluğu çektiklerini anlatmıştı. "Tren yolunda yaşıma uygun
cenaze bulursam kimliğimi onun üzerine koyup, onun kimliğini ben
alacağım. Öldüğüm düşünülecek. Annemi ve babamı, çevreyi ona göre
organize edersin"
demişti. 

1983'ün sonuna doğru Kenan Evren destekli ASALA operasyonu teklifi gelene kadar bu şekilde yurtdışında sancılı dönemler yaşadı.

Kaçaktı, ama devlet onu nasıl bulacağını biliyordu yani...

Yerini bilip bilmediklerini bilmiyorum. Ancak, birtakım dostları
kanalıyla bağlantı kurup Fransa'da görüştüklerinde, sizin sorunuzu
ağabeyim devletin temsilcilerine soruyor. "Neden bana geldiniz?"
diyor. 

Onlar da "İstediğin anda Avrupa'da, hatta dünyanın birçok
ülkesinde önemli işler yapabileceğini biliyoruz. Kumaşını biliyoruz"
diyorlar. Ağabeyim, Fransızca'yı yazıp konuşabiliyordu, İngilizce ve
Almanca biliyordu.

Telefon görüşmesi

Nasıl bir görüşme geçiyor?

Devletin temsilcilerinin "Teklifimizi kabul etmek için bizden ne
istersin?" sorusuna "Ben kendim için hiçbir şey istemem. Bu davanın
lideri olan Alparslan Türkeş cezaevinde, birinci isteğim onun
bırakılması. İkincisi Haluk Kırcı ve arkadaşları başta olmak üzere
bütün ülkücülerin idamının durmasını istiyorum" cevabını veriyor.
Türkiye ile birtakım telefon görüşmeleri yaptıktan sonra "Birinci
isteğin biraz zaman aldıktan sonra (birkaç ay sonra) olacak. İkinci
isteğin hemen olacak" diyorlar.

Ağabeyim "Sizin sözünüze nasıl inanayım?" diyor. Onlar da "Az önce
telefonla görüştüğümüz yerler çok yüksek makamlardı. Biz burada Devlet
Başkanı Kenan Evren'in bilgisi dâhilinde bulunmaktayız. Sonuçta önemli
tahliyeler ve idamlar onun onayından geçmiyor mu?" diyorlar. Ağabeyim
de "Tamam" diyor.

Devletin temsilcileri aradıkları kişiyle yurtdışında buluşuyor ve
ASALA operasyonunu teklif ediyor...

Kırmızı bültenle aranıyordu.

Marsilya ve Ufuk...

Siz bunu nasıl duydunuz?

1984 yılbaşına doğru bana "Bir sürprizim var. Annemi, babamı da al
İstanbul'a hep beraber geçin" dedi. Verilen adrese gittik. Kapıyı
çaldığımızda karşımızda elinde sigarasıyla, kollarını sıvamış, rahatça
oturan ağabeyimi görünce çok şaşırdık. Tarih 5 Ocak 1984 idi.

Hangi kimlikle gelmişti?

Devletin ASALA operasyonları çerçevesinde kendisine tahsis ettiği
pasaportta ismi Hasan Kurdoğlu idi. Pasaportu kendi gözlerimle gördüm.
Çok endişelendik. "Ağabey deli misin? Nasıl geldin?" diye sordum.
İkinci gün bize 6 yıl avunduğum yalanı söyledi. "Yurtdışında bir
paşanın çocuğunu Dev-Solcular kaçırmış biz de onu kurtardık. Paşanın
bize 1 haftalık aile ile görüşme ikramı" dedi.

6 yıl sonra mı öğrendiniz?

Tabii, tekrar yurtdışına çıktı. 6 yıl sonra Türkiye'ye cezaevinden
kaçıp geldiğinde, bir dergiden ASALA operasyonlarına ilişkin bilgileri
öğrendim. Operasyonun kod adı: MARSİLYA. Operasyonu yöneten ülkücü
terör timinin başındaki liderin kod adı: UFUK (Abdullah Çatlı). Bu MİT
tarihine de bu şekilde geçmiştir. Fakat, bir kısım bilgiler çıkan
yangında yanmış olabilir. Yanmadıysa hala mevcuttur.

PARMAK İZİ KOPYALANDI MI?

Cenaze toprağa verilmeden önce ilginç bir olay yaşadınız mı?

Hastane morguna pazartesi günü koymuştuk. Cenazenin başında bekleyen
nöbetçi çocukları gönderdiklerini ve ağabeyimin parmak izini
aldıklarını öğrendim. Önceleri bunun ne anlama geldiğini
kestiremiyordum. Sonra, araştırdım. Parmak izinin negatif-pozitif
yapılarak, orijinali gibi başka yere taşınması teknik olarak
mümkünmüş. Morgda parmak izi almalarının 4 ay sonra dönemin İçişleri
Bakanı Meral Akşener'in "Topal'ı vuran silahta Çatlı'nın parmak izi
var" açıklaması ile ilişkisi olabileceğini düşündüm.

Vücudunda kurşun izi var mıydı?

Cenaze yıkanırken başındaydım. Trafik kazasından kaynaklanan sol
kaşının üstünde çökük vardı. Sağ omzuyla, ayağının birisinde kırık
vardı. Başka hiçbir iz yoktu.

Öldürülmüş olabileceğini hiç düşünmediniz mi?

Düşünmedik. Ama düşünülebilirdi. Onun karşısına çıkacak hiçbir yiğit
olmadığını düşünüyorduk. Hiç kimsenin ona yumruk attığını veya silah
doğrulttuğunu duymadık. İstanbul'da bazen akşamları efkârlandığında
tek başına dolaşırdı. Arkadaşları "Ağabey yalnız nereye gidiyorsun?"
dediklerinde gülerek, "Siz rahatınıza bakın. Onlar benim karşıma
çıkamazlar" derdi. PKK, Dev-Yol, Dev- Sol, vatan hainleri elbette onu
sevmezdi.

AİLE İÇİNDEKİ KOD ADI: HAFIZ

En son hangi ismiyle hitap ediyordunuz?

Mehmet Ağabey diyordum. Babamla ondan bahsederken kendi aramızda
"hâfız" derdik.

Sık mı görüşüyordunuz?

Ara sıra görüşüyorduk.

Ölmeden önce en son ne zaman görüştünüz?

Kazadan birkaç gün önce telefonla görüştük.

Neredeydi?

Ben Nevşehir'deydim, o İstanbul'da.

Şehir dışına çıkacağından bahsetmiş miydi?

Hayır bahsetmedi.

Size anormal gelen bir şey var mıydı telefonda görüşürken?

"Birtakım i... etrafı sarmış" diye bir cümle sarf etti.

Sizce Çatlı tasfiye mi edildi?

Son açıklamalardan bu çıkarılıyor.

PRENSİP ANLAŞMASI NASIL BİTTİ?

Ağabeyiniz doğrudan MİT'le mi çalışıyordu?

MİT'le, daha genel olarak devletle diyebiliriz. Bir konuya dikkat
çekerdi. "Biz onlarla prensip anlaşması yaptık" diyordu. Ast üst
ilişkisi veya sürekli bir ilişki yoktu. "Benim başıma bir iş
geldiğinde onlar hiçbir şeklide karışmayacaklar ve kabullenmeyecekler"
diye bahsetmişti.

Anlaşma ne kadar sürdü?

Ağabeyim pasaport yenilemek için bir zencinin evine gönderiliyor. Evde
zenciye ait olduğu mahkemece belirtilmiş 300 gram eroin çıktığında
ağabeyime suç isnad edildi. Hâlâ mektubu bende mevcut. "Gerçek
kimliğim çıkmazsa hemen çıkacağım" diye yazmıştı. Ancak, gerçek
kimliği ortaya çıktı. Fransa'da ve İsviçre'de 6 yıl hapis yattı.
Dolayısıyla prensip anlaşması da o gün itibarıyla sanırım sona
ermiştir.

ÖZBAY KİMLİĞİYLE ŞAM'A GİTTİ

Abdullah Çatlı ne zaman Mehmet Özbay oldu?

1990 yılında Türkiye'ye geldikten sonra İstanbul'da Bahçelievler'de
kirada oturdu, daha sonra bir kısmı borçla Florya'da ilk ve son
dairesini aldı. 1993'te ticari hayata girdi. Haluk Kırcı ile birlikte
ithalat ve ihracat kursuna gittiler İstanbul'da. Hâlâ kırmızı bültenle
aranıyordu.

1993'te PKK'nın azgınlaşmasıyla birlikte, devletin bazı birimleri
tarafından kendisine ihtiyaç duyulduğu ifade edildi. Tekrar devletle
çalışmaya başladı. 1990'lı yıllarda geldiğinde Şahin Ekli ismini
kullanmıştı, daha sonra Mehmet Özbay adını kullanmaya başladı. PKK ile
mücadelede istihbarat konusunda devletle birlikte çalıştı. Mehmet
Özbay olarak defalarca Şam'a gitti.

O KAREDE ÇATLI YOK, ÖCALAN VAR

Ergenekon çerçevesinde devletteki yapılanmadan bahsediliyor.

Ergenekon yargıda olduğu için yorum yapmak istemem. Fakat, ağabeyimi
Ergenekon'da yargılananlarla aynı karede görmek yanlış. Çünkü onların
içinde terörist başı Apo ile el sıkışanlar var. Oradakiler ulusalcı,
ağabeyim ülkücüdür. Beraberlikleri olamaz, ancak zıtlıkları olabilir.

Ağabeyiniz kullanıldı mı?

Ağabeyim mi devleti kullandı, devlet mi ağabeyimi kullandı bilemem.
Kırmızı bültenle aranırken Florya'daki evinde oturdu.

Miras bıraktı mı?

Evi ile arabasından başka çocuklarına da hiçbir mirası kalmamıştır.
Çünkü yoktu. 

ALINTI



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

HAYALLER KURMAK

DOSTLUĞUN ÖLÇÜSÜ

Bana ne vereceksin?