Kayıtlar

Aralık, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ali Kaptan (1893-1982)

Ali Kaptan (1893-1982)  Rakıyı teneke ile içen Gâvur lakaplı sünger avcısı. Ali Kaptan, doksanıncı yaşına basmadan birkaç gün önce ölür. Halikarnas Balıkçısı'nın has dostu olan bu ihtiyar, dinçliği, cesareti ve açık kafalı oluşuyla ünlendi, ama içki içmedeki sürekliliğiyle ününe ün kattı.  Kemal Sülker onun hakkında şunları yazar: "Ali Kaptan'ın mahalle bakkallığı yaptığı yıllarda, ortağı kazandıklarını dostuna yedirir durur. Dükkânda şarapları birlikte içer, eğlenirler. Dükkân tamtakır kalınca Ali Dayı dükkânı doldurmak için ortağından paraları ister. Boynu bükülen ortak, meteliksiz kaldıklarını söyleyince Ali Dayı, son şarap şişesini de açar ve başlarlar yeniden içmeye.  Şişenin dibine yaklaştıklarında Ali Dayı, elinde bayrak karşı direğe yürümeye başlar. Çeker bayrağı, bağlar bir tomar dinamiti direk ucuna, fitili uzatıverir dükkâna, son kadehi de yuvarladıktan sonra, sigarayı dokunduruverir fitile. Sessiz saniyeler sonunda patlama ve bir sarsıntı! Koşuşmalar, gec...

Ali Baba Meyhanesi

Ali Baba Meyhanesi  İstanbul Kireçburnu'nda klasik meyhane geleneğinin izlerini taşıyan az sayıda mekândan biri olarak varlığını sürdüren tarihi balık lokantası. Kurucusu Balkan göçmeni Ali Baba'nın sağlığında edebiyat ve sanat çevresinden bohem müdavimleri vardı.  Kuruluş hikâyesi de bir Boğaz salaşhanesine yakışır nitelikteydi: Namı diğer Palabıyık Ali, 1910'lu yıllarda burada bir berber dükkânı işletiyordu. Mahallenin Rum rakıcıları bir gün dükkânın bahçesindeki çınar ağacının gölgesinde mangal âlemi yapmak için ondan müsaade istedi.  Derken bu faaliyet sıkça tekrarlanmaya, Ali Baba'nın verdiği yemek hizmeti barbayani bir hal almaya başladı. Sonunda Ali Baba bu işin adını koydu ve 1920'de mekânını bir meyhaneye çevirip Âlem Kır Gazinosu adıyla açtı. Ama rakı kültüründe örneği fazlasıyla görüldüğü gibi, müdavimleri burayı her zaman lakabıyla, Ali Baba olarak andı.  Ali Baba'nın 1972'deki vefatından sonra varisleri anısını yaşatmak için mekâna resmi olarak ...

Alemlerinde Olsunlar

Alemlerinde Olsunlar İçki meclisini kutlama sözü. III. Selim bir gün Boğaziçi'nden saltanat kayığıyla dönerken kıyıya yakın oturmuş bir grubun âb âlemi yaptığını görerek dümen kırdırır.  Eğlenenler hemen yer sofrasının üstüne bir seccade örtüp namaza dururlar, fakat secdeye gidemezler. Hoşgörüsüyle bilinen padişah, âlemlerinde olsunlar! diyerek oradan uzaklaşır.  Necdet Sakaoğlu - Nuri Akbayar Binbir Gün Binbir Gece

Yeni Yıl Mesajları

# Yeni yıl, yeni umutlarla ve yeni başlangıçlarla dolu olsun. Gelecek, senin için aydınlık ve bolca başarılarla dolu olsun. Mutlu yıllar!” #"Yeni yılın, hayallerinin peşinden gitmek ve mutluluğu yakalamak için bir fırsat olması dileğiyle. Unutma, her an yeni bir başlangıçtır. İyi seneler!" #“Geçmişin derslerini al, geleceğin için hayaller kur ve şimdiye odaklan. Yeni yıl, senin için heyecan verici bir maceraya dönüşsün. Mutlu yıllar!” “Yeni yıl, yepyeni bir sayfa açmanın ve sayfaları istediğin gibi doldurmanın zamanı. Hayallerini gerçekleştirmek için cesaretin ve kararlılığınla ilerle. Mutlu seneler!” “Yeni yılın, hayatında; sevgi, mutluluk ve huzur getirmesi dileğiyle. Gelecek, senin için en güzel şekilde şekillensin. İyi seneler!” “Yeni yılın, geçmişteki başarılarını ve deneyimlerini geleceğin için birer adım taşıyarak, seni daha da güçlü kılsın. Sevdiklerinle mutlu ve başarılı bir yıl geçirmen dileğiyle.” “Yeni yıl, kendine inanmanın ve potansiyelini gerçekleştirmenin ...

Damar Sözler

Resim
Kimin namaz kıldığı Kimin oruç tuttuğu kimin içki içtiği kimseyi ilgilendirmez. Ama vergilerimizi kimin çalıp milletin hakkını kimin yediği herkesi ilgilendirir! ------ 5 litre yağ alamıyor,  eskiden yağ kuyruğu vardı  diyor. Doğalgazı açamıyor,  eskiden tüp kuyruğu vardı  diyor. Benzin alamıyor,  eskiden gazyağı kuyruğu vardı  diyor. 10 gün sonrasına randevu alamıyor,  eskiden hastane kuyruğu vardı diyor. Biz bu insanlara neyi nasıl anlatacağız⁉️ ------ AĞIR DAMAR SÖZLER Psikoloğa gittim kadın bana "İncinmişsin" dedi. Ağzına s*çmışlar diyemedi tabi okumuş kadın. --- Hatun sadece "gitme" yazmış 250 kişi beğenmiş. "Gel"yazsa izdiham çıkacak Allah esirgesin. ---- Öyle embesillerle karşılaşıyoruz ki, "Acaba annesiyle babası bu eserlerinde ne anlatmaya çalışmışlar" diye düşünüyorum. --- Vücudumuzdaki tüm organlar satılsa 42,5 milyon lira ediyormuş. Varlık içinde yokluk çekiyoruz. ---- Sorunun Kendinde Olduğunu Anlamayan İnsanlar, Çöz...

Ünlü Kişilerden Sözler

Resim
"Aslında hiçbir şey yasa dışı değildi, çünkü artık yasa diye bir şey yoktu." George Orwell -- Mark Twain’den...  “Tekneler hız ve rüzgâr açısından eşit olduğunda, mürettebatı iyi olan yarışı kazanır.”  “Doğru kelimeyle hemen hemen doğru kelime arasındaki fark, ateşle ateş böceği arasındaki farktır.”  “Bir kedi kızgın bir sobanın üstüne oturursa, bir daha kızgın bir sobanın üstüne asla oturmayacaktır. O kedi artık soğuk bir sobanın üstüne bile asla oturmayacaktır. O kedi sobaları kötü bir deneyimle eşleştirecektir ve şöyle diyecektir: Bir daha asla!”  “Cennet ve cehennemle ilgili ileri geri laf söylemek istemem, çünkü ikisinde de dostlarım var!”  “Herkes aya benzer... Karanlık bir tarafı vardır ve onu kimseye göstermez.”  “Gök gürültüsü iyidir, gök gürültüsü korkutur, fakat asıl işi yapan şimşektir... “  “insanlar arasında fikir ayrılıkları olmasaydı at yarışları da olmazdı.”  “Hayatımda pek çok sorun vardı ve çoğu asla var olmadı.” ---  “Vuru...

19 Yalıya Çıkma Nizamı

19 Yalıya Çıkma Nizamı  Tanzimat devrine kadar, devlet erkânı ve ricali ve İstanbul âyanı ve kibarı, yazın, kendi mülkü olan veya kirayla tuttukları yalılara canlarının istediği zaman taşınamazlar ve mevsim sonu, keza canlarının istediği zaman şehirdeki konaklarına dönemezlerdi.  Hükümet, herkesin o yaz Boğaziçi’nin hangi köyünde veya Haliç’in hangi tarafında oturacağını evvelden öğrenir, o yılın havalarına göre, nihayet bir gün yalılara göç müsaadesi çıkardı. Şehre dönüşte de aynı usul tatbik edilirdi. Bu izinler çıkmadan hiç kimse yerinden kıpırdayamazdı.  Her yıl sayfiye mevsimi için, payitahtın sahillerini muhafazaya memur bostancıbaşı ağa tarafından Haliç ve Boğaziçi sahillerinin bir defteri tanzim edilirdi.  “Bostancıbaşı defteri” denilen bu defterlerin sahifeleri altın yaldızdan çizgilerle dama tahtası gibi kutu kutu bölünmüştü; liman ağzında yalı köşkünden Eyüp’ün ötesinde Bahariye’ye, karşı tarafta Karaağaç’tan Rumelikavağı’na, Anadolu yakasında da Anadoluka...

Tersane Mandaları

Tersane Mandaları  Tersane havuzlarına gemi alınınca, havuzların suyu, makinelerle değil, gayet büyük bostan dolaplarıyla boşaltılırdı; havuzların yanı başında bulunan bu dolaplara da “havuz dolabı” adı verilirdi ve dolaplara mandalar koşulurdu. Dolaplara da kadimden beri Kürt neferler nezaret ederdi, bunlara “mandacı”, ağalarına da “manda ağası” denilirdi.  Türkiye’de mükellefiyet-i askeriyenin kabulünden çok sonraları dahi tersanede bu dolaplar ve mandalar kullanılmıştır. Vatandaşlara askerlik mükellefiyetinin kabulünden sonra, kurası tersaneye düşen efrattan bedel verecekler için, para bedeli yerine mandalı bedel kabul edilmişti; yani askerliğini bahriyede yapacak olan bedelliler, kendi yerlerine havuz dolaplarına bir manda gönderirlerdi.  Sahibinin yerine hizmet müddetini dolduran mandaların boynuzları yaldızlanır, terhis kâğıtları da sırmalı kordonlarla boynuzlarının arasına asılır, sahibine merasimle teslim edilir, kasabasında, köyünde de, davul zurnalı bir merasiml...

Maaş Yerine Gemi Enkazı

Maaş Yerine Gemi Enkazı İmparatorluğun son devirlerinde, bilhassa II. Abdülhamid zamanında ve Meşrutiyet’te memur maaşları her ay muntazam olarak verilmezdi. Maaş çıkması bir mesele, memurlar için adeta bir bayramdı; memurların çoğu maaşlarını sarraflara faizle kırdırır, sıkıntı içinde yaşarlardı.  En küçük bir kâtipten vezirine kadar sarrafa borcu olmayan memur yok gibiydi; devlet ricalinin hususi sarrafları vardı ki hepsi bilaistisna gayrimüslim, Rum, Ermeni ve Yahudi olan bu sarraflar muazzam servet ve malikâneler, kâşaneler sahibi olmuşlardır.  Sultanların ve şehzadelerin tahsisatı da memur maaşları gibiydi. Maaşların muntazam verilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetiyle başlamış ve Cumhuriyet devrinde de, Atatürk’ün asil bir direktifiyle, bir adım daha ileri gidilerek peşin maaş usulü tatbik edilmiştir, bu da muhakkak ki devlet idaresinde bir asaletin ifadesidir.  II. Abdülhamid zamanında, bir ara, iki büyük ve eski harp gemisi, üç ambarlı Mahmudiye gemisi ile...

Kaşıkçı Elması

Kaşıkçı Elması  Dünyanın tanınmış elmaslarının birer tarihçesi, macerası vardır. Bu arada bazıları kanlı ve uğursuz olarak meşhurdurlar.  Türk hazinesinde Kaşıkçı Elması diye anılan kıymetli taşın hikâyesini, 18. asrın müverrihlerinden Raşid, şöylece naklediyor:  1669 yılında İstanbul’da Eğrikapı çöplüğünde dolaşan baldırı çıplak takımından bir adam bir yuvarlak taş bulur. Bir yaymacı kaşıkçıya giderek üç tahta kaşığa değişir...  Kaşıkçı götürür, bu taşı bir kuyumcuya on akçeye satar. Kuyumcu taşı arkadaşlarından birine gösterir; kıymetli bir elmas olduğu anlaşılınca beriki sus payı ister...  Aralarında kavga çıkar...  Mesele kuyumcubaşıya akseder. Kuyumcubaşı kavgacıların eline birer kese akçe vererek taşı alır...  Fakat bu sefer de vakayı Sadrazam Köprülüzade Fazıl Ahmed Paşa duyar, taşı kendisi için satın almaya hazırlanırken mesele padişaha akseder. IV. Mehmed, bir hatt-ı hümayunla elması saray-ı hümayuna getirtir ve saray elmastıraşına verilir....

Tırnova Cadıları

Tırnova Cadıları  Cadıya, gulyabaniye, hortlağa inananlar dünyanın her tarafında her zaman bulunur. Hüseyin Rahmi merhum bu korkunç mevzuu mizah edebiyatımıza mal etmişti.  Zamanımızda da gazeteler perili, cinli evlerden, geceleyin taşlanan pencerelerden bahsederler; arası çok geçmez, bu cinlerle perilerin huysuz ve geçimsiz komşular ve birtakım külhani serseriler olduğunu öğreniriz. Tarihimizde garip vakalara ve pek tuhaf ve hatta tüyler ürpertici batıl itikatlara rastlanır. Bulgaristan’ın Türk idaresinde bulunduğu zamanlarda Tırnova Kadısı Ahmed Şükrü Efendi hükümet merkezine gönderdiği resmi yazıda neler anlatıyor!  Bu mektup Hicri 19 Rebiülevvel 1249 (Miladi 1833) tarihli olup devletin resmi gazetesi olan Takvim-i Vekayi’nin 68’inci nüshasında neşredilmiştir; bugünkü yazı dilimize çevirerek okuyalım: “Tırnova’da cadı türedi.  Gün battıktan sonra evlere musallat olmaya başladı. Zahireye dair un, yağ, bal gibi şeyleri birbirine katar ve kâh içlerine toprak karıştır...